Bazı akşamlar geceye varmıyor.

Yani güneş sanki hiç batmamış, gün hiç bitmemiş gibi bir pus içinde kalıyorum. Öfkem bazı akşamlarda kulaklarıma kadar kızartırken, bazen de sükunetim beni korkutuyor. 

Dünyanın bir takım kuralları var. Bu kurallara amâde bir ömür sürüyoruz, sürü sürü hem de. Çay demliyorum ben de, elimden başka işler de gelir ama canım istemiyor. 

Savaşmanın dik alâsını bilirim. Bilirim de neden? Ne için yani ben huzur bulamıyorsam bu savaşın ganimeti ne olabilir… 

Para mesela. Kazanması kolay; kaybetmesi daha kolay, getirisi bir dünya; götürüsü koca bir benlik. İstediğin ülke, istediğin hızlandırıcı cisimler, istediğin barınaklar ve vesairesi. Para mesela, para meselesi…

Bir depremde kaybedebilirsin biriktirdiğin altın gümüşü. Açmaya kıyamadığın çeyizinin bir yangında yandığını görebilirsin. Bir sel vurur evini ve son model olsun diye vade farklarına çalıştığın ev eşyalarına veda edebilirsin. Ne bileyim, para meselesi uzun bir metraj.

Kazanılır. Bazen hamura, bazen tavuğa, bazen kuzuya doyarsın. Ama eylem aynı yahu doyarsın. Başının üstünde uzun metrelerce bir tavan da olabilir, rutubet içerisinde soluğun da kesilebilir. Konforun uyurken artabilir, uyanınca bunlar için savaşılabilir. Yani çalışılabilir demek istedim. Babanız Koç mu? Ananız Sabancı’mı? Dayınız Erdoğan’mı? Yok canım, olsa karşılaşmazdık. Avam ve havas ne zaman aynı masaya oturmuş da biz denkleşeceğiz. 

ipek Avatar

Published by

Categories:

Yorum bırakın