Parmağından yere damlayan kan
Ve yok olur nefret ile kin o an!
Ey saçları alevden koca adam bağır bana:
“Zehrini soluyorum, oklarınla vuruluyorum; küllerimle yan!” Hengamede kıyamet kopuyor ve melekler arştan yere iniyor
O da ne? Bir kut, adamı buluyor
Gözlerini al iblislere döndürüyor.
Şimdi bakıyor göklerden yerlere büyük silüetler
Ve gölgelerle kayarken yıldızlar dağılıyor bulutlar
Ulu şifacı, em vur bu dağlanmaz yaraya
Hepsi toplaştı süzdüler baştan aşağıya.
Hesap vermek yoktur adamın fıtratında
O’dur onu aratan, aradığını bulunca da ağlatan.
Avamlardan havasa, aşağıdan yukarıya bir yokuş
Yokuşu tırmanan çifte yüzük
Gözü kör, kulağı sağır o Tanrılar
Duyduğu ki en derin dua boynu kırık.
Tılsımı tılsımlı eden bu görkem
Ey çetin ve metinin biri-pîri biçârem
İçinde yazar Tanrı’nın Tanrıçası
Ve hikmet odur ki tek gayem.
Yalnız Tanrı el açmaz
Dualara katılmaz
Secdelere vardırmaz
Cennetini satmaz
Cehenneme koymaz
Hesabını ertelemez
Yalanlar söylemez
Tezat düşmez
Sevgi esirgemez
Adaletsizlik etmez.
Takınca bu iktidar bahşeden, tahtına çıkaran ulvi yüzüğü
İns sana nebi der ve yüzünü yere sürer
Cin sana hazreti der ve gök yüzüne erer.
Ver elini takayım parmağına
Alemler meftun sana
Bahşedelim aşkı dünyaya
Bir destan daha yazılsın
Şu ebediyatın edebiyatı sayfalarına.
Yorum bırakın